ARPAÇ KÖYÜ SİTESİ bayart
Gezinmeniz için lütfen üye olunuz

Değerli arpaçlı hemşerilerim
uzun zamandır siteyle ilgilenemiyorum
sizlerin daha iyi vakit geçirmeniz için
içerik koyacağım
tabiki sizlerinde katkısı olması gerekmektedir

Paylaşım herzamandoslukları pekiştirir
lütfen elinizde bulunan RESİM VİDEO VE DİĞER BİLGİLERİ
burada paylaşırsanız sevinirim
sağlıcakla kalın
<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-3360664947790377";
/* 728x15, oluşturulma 04.11.2009 */
google_ad_slot = "0825449620";
google_ad_width = 728;
google_ad_height = 15;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script>
mail: artx66@gmail.com
En son konular
» tıkla
Paz Ekim 03, 2010 9:53 pm tarafından bayart

» HÜNER MOBİLYA 0530 874 48 66
Paz Mart 14, 2010 12:17 am tarafından lütfü

» HÜNER MOBİLYA
Paz Mart 14, 2010 12:06 am tarafından lütfü

» HÜNER MOBİLYA
C.tesi Mart 13, 2010 11:42 pm tarafından lütfü

» BİLGİSAYAR KULLANIM ALANLARI
Paz Ara. 06, 2009 3:14 am tarafından bayart

» BİLİM Ve İNSAN
Paz Ara. 06, 2009 3:09 am tarafından bayart

» ilk yardım
Paz Ara. 06, 2009 3:08 am tarafından bayart

» SU OLMASAYDI
Paz Ara. 06, 2009 3:07 am tarafından bayart

» TELEFON UN İCADI
Paz Ara. 06, 2009 3:06 am tarafından bayart

SONDAKİKA HABERLERİ
REKLAM VEREBİLİRSİNİZ
HABERLER
ARPAÇ KÖYÜ VİDEOSU
ECDADIMIZ

DUYURU PANOMUZ



lütfen arpaç köyüne aitresim videolar ekleyin köye gidemeyenlerhiç olmazsa hasret giderir


----------


sitemize hoş geldiniz


----------


lütfen dernekle ilgili düşüncelerinizi yazın


----------

BAYART


Anket

Hz. MUHAMMED (s.a.s) DOGUMU, ÇOCUKLUGU VE GENÇLİGİ

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Hz. MUHAMMED (s.a.s) DOGUMU, ÇOCUKLUGU VE GENÇLİGİ

Mesaj tarafından bayart Bir Çarş. Şub. 11, 2009 7:10 pm

Hz. MUHAMMED (s.a.s) DOGUMU, ÇOCUKLUGU VE GENÇLİGİ
Insanligi
hakka ve hakikata sevkedip dünya ve ahiret saadetlerini saglamak üzere
Allah Teâlâ tarafindan gönderilen peygamberlerin sonuncusu ve alemlerin
rahmeti olan Peygamber Efendimiz, genellikle kabul edildigine göre 2I
Nisan (12 Rabiulevvel) 571 Pazartesi günü Mekke'de dogdu. Islâm tarihi
kaynaklari, Hz. Peygamber'in nesebi ta Hz. Adem'e kadar siralanan
Secere tablolari ile belirlemislerdir. Bu kaynaklarda Hz. Peygamber'in
yirminci göbekten atasi olan Adnan'a kadar ittifak edilmis, ancak
Adnan'dan sonra verilen isimlerde bazi farkliliklar ortaya çikmistir.
Ama O'nun Hz. Ibrahim'in oglu Hz. Ismail soyundan oldugunda süphe
yoktur. Buna göre Adnan'a kadar Rasûlullah'in seceresi söylece
siralanir: Muhammed b. Abdullah b. Abdülmuttalib b. Hâsim b. Abdümenâf
b. Kusayy b. Kilâb b. Mürre b. Ka'b b. Lüeyy b. Gâlib b. Fihr b. Mâlik
b. En-Nadr b. Kinâne b. Huzeyme b. Müdrike b. Ilyas b. Mudar b. Nizâr
b. Me'add b. Adnan.

Hz. Peygamber'in dogumundan iki ay kadar
önce babasi Abdullah, ticarî bir seferden dönüsünde Yesrib (Medine)'de
vefat etmisti. Annesi Amine, Kureys Kabilesinin kollarindan Benû
Zühre'nin reisi Vehb b. Abdümenaf'in kiz idi. O siralarda Mekke esrafi,
çocuklarini çölde bir süt anneye vererek emzirme âdetine sahip
olduklari için Hz. Peygamber, kendi annesi Amine tarafindan ancak bir
kaç kez emzirilmis, süt anneye verilinceye kadar da amcasi Ebu Leheb'in
cariyesi Süveybe, O'na süt annelik yapmisti. Daha sonra Mekke'ye komsu
çöllerde yasayan Hevâzin kabilesinin kollarindan Benû Sa'd'a mensup
Halîme bint Ebî Züeyb, uzun süre Hz. Peygamber'e süt emzirmistir. Mekke
esrafi tarafindan Mekke'nin agir ve sicak havasi çocuklarin gelisimine
ve sagliklarina zararli görülüyor; ayrica hac münasebetiyle her
kesimden insanla temas halinde bulunan Mekke'de arap dili, yabanci
tesirler altinda kalabildiginden, fesahat ve belâgata önem veren
Mekkeliler çocuklarinin dili ögrendikleri ilk yillarinin Arapçanin saf
ve bozulmamis sekliyle ve olanca fesahat ve belâgatiyla ari duru
konusuldugu badiyelerde geçmesini gerekli görüyorlardi. Bu bakimdan
Araplar arasinda fasih Arapçalari ile ün yapmis Benû Sa'd kabilesi
arasinda yaklasik ilk iki buçuk yilini geçiren Hz. Peygamber, ileride
üstlenecegi ilâhî risâlet görevi için hem bedenen, hem de ruhen burada
hazirlanmis oluyordu. Hz. Peygamber'in kirk yasindan itibâren yürüttügü
Islâm'a davet vazifesi, kabul etmek gerekir ki, aslinda mesakkatli,
yorucu, bir takim sikintilari olan mukaddes bir vazifedir. Iste bu
yorucu ve mesakkatli görevi lâyikiyla yerine getirebilmek için saglam
ve sihhatli bir bünyeye sahip olmak gerekiyordu. Hz. Peygamber,
böylelikle çocuklugunun ilk yillarinda Mekke'nin bogucu sicak ve
sitmali havasindan uzaklasmis, suyu ve havasi güzel bâdiyede saglikli
bir sekilde gelisme imkânini bulmus oluyordu. Diger taraftan güzel
konusmanin kitleler üzerindeki etkisi malumdur. Ileride muhtelif insan
kitlelerine muhâtap olacak bir peygamberin süphesiz iyi bir dil
bilgisine sahip olmasi ve dili, davasinin ugrunda en iyi sekilde
kullanmasi gerekiyordu. Iste bu yönlerden Hz. Peygamber henüz
çocuklugundan itibâren davet faâliyeti için hazirlaniyordu. Yalniz
kendisi henüz o siralarda ileride peygamber olacagi konusunda hiç bir
bilgiye sahip olmadigindan, bu hazirlanma O'nun bizzat iradesi ile ve
bilerek olmayip, Cenâb-i Hakk'in yönlendirmesi, kontrol ve murâkabe
altinda tutmasi seklinde cereyan ediyordu. Peygamber Efendimizin süt
annesi Halime'nin yaninda iken vukû bulan "Gögsünün yarilmasi"
(Serhu's-Sadr veya Sakku's-Sadr) olayini da yine davete hazirlik olarak
degerlendirmek gerekir. Bu olayda Hz. Peygamber'in gögsü, görevli iki
melek tarafindan yarilmis, kalbi çikarilarak Seytanin ve nefsin
tasallut ve saptirmasindan arindirilmis ve Zemzem'le yikanarak tekrar
yerine konulmustur. Böylece Hz. Peygamber, rûhen davete hazirlanmis
oluyordu.

Serhu's-sadr olayindan sonra süt anne halime
tarafindan Mekke'ye getirilerek öz annesi Amine ve dedesi
Abdülmuttalib'e teslim edilen Hz. Muhammed, alti yasina kadar annesi
Amine'nin yaninda kaldi. Bu siralarda Amine, Hz. Peygamber'i de yanina
alarak Medine'deki akrabalarini ziyarete gitmisti. Bu vesile ile, alti
yil kadar önce Medine'de ölen esinin kabrini de ziyaret etmis olacakti.
Bir ay süren bir misafirlikten sonra Mekke'ye dönerken henüz Medine'den
pek fazla uzaklasmadan Ebvâ denilen köyde Âmine aniden rahatsizlandi ve
vefat etti; oraya da defnedildi. Artik hem yetim, hem de öksüz kalan
çocugu bu yolculukta kendilerine refakat eden dadi Ümmü Eymen Mekke'ye
getirip dedesi Abdülmuttalib'e teslim etti. Yasli dede, kalben büyük
bir muhabbet besledigi bu yavruyu sevgi ve rahmetle iki yil bagrina
basti. Abdülmuttalib'in temsil ettigi Hâsimogullarinin Mekke'deki
itibâri ile Abdülmuttalib'in sahsî özellik, kabiliyet ve ahlâki
faziletleri ve özellikle bir zamanlar yeri kaybolan kutsal Zemzem
suyunu olgunluk devrelerinden tekrar bulup çikarmis olmasi, onun
Mekke'de kendisine son derece saygi duyulan, sözüne itibâr ve itâat
edilen bir reis hâline gelmesini saglamisti. Abdülmuttalib, Kâbe
duvarina bitisik olarak sirf kendisine mahsus serilen minderde ve Mekke
idare meclisi hüviyetini tasiyan Dâru'n-Nedve'de Mekke halkinin çesitli
problemlerini dinler ve çözüm yollari arardi. Dedesi Abdülmuttalib'in
yanindan hiç ayrilmayan küçük Muhammed, Dâru'n-Nedve'de yapilan idareye
ve çesitli problemlere ait müzâkerelerde de dedesinin yaninda bulunuyor
ve daha o yaslarindan itibaren zulmün hâkim oldugu Mekke toplumunda
ortaya çikan problemleri, insanlarin dinî, idârî, iktisadî, ilmî,
ictimâî yönlerden nasil bir batakligin içinde bulunduklarini yakindan
görüp idrâk ediyordu.

Hz. Peygamber sekiz yasina geldigi zaman
Abdülmuttalib seksen iki yasina erismisti ve yasli bünye, ugradigi
hastaliklara tahammül edemeyerek bu dünyadan ayrildi. Abdülmuttalib
vefatindan önce sevgili torununu ogullari arasinda, Hz. Muhammed'in
babasi Abdullah'la ana-baba bir kardes olan Ebû Talib'e teslim etmisti.
Artik Hz. Muhammed sekiz yasindan yirmibes yasina kadar amcasi Ebu
Talib'in yaninda kalmistir.

Gelecekte peygamber olacagi hakkinda
ne kendisinin ne de çevresinin kesin bir bilgisi olmadigindan, tâbiîdir
ki Hz. Peygamber'in bu devrelerdeki hayati hakkinda fazla bilgimiz
yoktur. Ancak sadece Hz. Peygamber'i degil, ayni zamanda diger
Mekkelileri de ilgilendiren bazi olaylarda Hz. Peygamber'in aldigi yer
ve oynadigi rol, kaynaklarimizda tespit edilmistir. Bu devreye ait
mevcut bilgiler arasinda süphesiz önemli olanlarindan birisi, Hz.
Peygamber'in Râhib Bahîrâ ile karsilasmasi meselesidir. Hz. Peygamber
on iki yaslarinda iken amcasi Ebû Tâlib ile birlikte Sam'a dogru yol
alan ticarî bir kervana katilmis ve kafile Sam yakinlarinda Busrâ adli
bir mevkide mola verdigi zaman buradaki manastirda bulunan Bahirâ adli
râhib, Islâm kaynaklarina göre Hz. Peygamber'deki özelliklere bakarak
O'nun ileride çikmasi beklenilen son peygamber olabilecegi kanâatine
varmisti. Müstesrikler bu olayi kendi yanli bakis açilari ile ele
alarak Islâm'in dogusunda Hristiyan rûhiyâtinin etkileri oldugunu,
Râhib Bahîrâ'nin dinî telkinlerinin tesirinde kalan Hz. Muhammed'in bu
dinî suuru gelistirerek ileride Islâm'i ortaya attigini iddia ederlerse
de, Islâmiyet'in temelini olusturan tevhid akidesi ile Hristiyanligin
temeli olan teslis * inancinin aslâ bagdasamaz bir karakterde olusu,
Islâm'in Hristiyanlik'da mevcut teslis düsüncesini sirk olarak kabul
etmesi, bu iddiânin ne derece asilsiz ve gülünç oldugunun en açik
delillerindendir (genis bilgi için bkz. Bahîrâ maddesi).

Hz.
Peygamber, bu ilk seferin ardindan daha sonraki yillarda diger amcalari
ile birlikte Mekke. disina yapilan bazi ticari seferlere katilmis,
muhtelif bölgelerde yasayan insanlarin farklilik arzeden dinleri, örf
ve âdetleri, hal ve vaziyetleri hakkinda bilgi sahibi olmustur.
Peygamber Efendimizin daha sonralari Islâm'i teblig ederken bu
bilgilerinden istifade etmesi tabiî olduguna göre cereyan eden bu
olaylari da O'nun peygamberlige ilmen hazirlanmasi olarak
degerlendirmek gerekir.

Cenâb-i Hakk'in kontrol ve murâkabesi,
müstakbel peygamberi rûhen de davete hazirliyor ve cahiliye döneminin
her türlü sirk ve sapikligindan, kötülük ve ahlâksizligindan uzak
tutuyordu. Mekkelilerin dinî bir âyini ve bayrami olan Büvâne'ye
çocukluk yillarinda amca ve halalarinin zorlamalari ile ***ürülen Hz.
Muhammed, âdet üzere diger akrabalarinin yaptigi sekilde burada hazir
bulundurulan bir puta tapmak içiri siraya girdiginde, henüz kendisine
sira gelmeden ilâhi bir ikaz ile puta tapmaktan alikonulmus ve olayin
hasyeti içerisinde Hz. Peygamber kisa bir bayginlik geçirmisti. Bu
olaydan sonra artik akrabalari O'na putlara tapmak için her hangi bir
israrda bulunmadilar. Tabîidir ki Peygamber Efendimiz çocukluk
yillarindan itibâren hayati boyunca aslâ hiç bir puta tapmadigi gibi,
onlar adina kurban kesmemis, putlar adina kesilen hayvanlarin etini
yememis, onlar adina yemin etmemis, hatta onlarin adini dahi agzina
almaktan hoslanmadigini belirtmisti.

Geçim sikintisi çeken
amcasi Ebû Tâlib'e yardimci olmak için gençlik yillarinda Mekkelilere
ücretle çobanlik yapan Hz. Muhammed, çobanligi sirasinda Mekke'nin
dagdagali, debdebeli, sirkin hâkim oldugu havasindan uzaklasarak
tabiatla karsi karsiya gelmis, bu anlarda muhakeme ve idrâk gücü
geliserek herseyin yaraticisi olan Cenab-i Allah'in varligi ve
birligini, O'na esler kosmanin sapiklik oldugunu iyice kavramis,
karsilastigi bir takim sikinti ve mesakkatler O'nu rûhen
olgunlastirmisti. Çobanlik yaptigi günlerden birisinde sürüsünü bir
çoban arkadasina emanet ederek Mekke'de tertiplenen gece eglencelerini
seyretmek için kirdan sehire inen Hz. Peygamber, eglence yerine gelip
oturur oturmaz Cenâb-i Hakk'in kendisine verdigi bir uyku ile,
içkilerin içildigi, oyunlarin oynandigi, ahlâksizliklarin yapildigi bu
isret âlemini seyretmekten dahi alikonulmustu. Bir baska sefer yine
böyle bir eglenceyi seyretme arzusu ayni sekilde engellenmis; artik bir
daha da Hz. Peygamber böyle bir seye tesebbüs etmemis, istek de
duymamisti.

Hz. Peygamber yirmi yaslarinda iken Mekkeliler ile
Hevâzin kabilesi arasinda Ficâr Harbi vukû buldu. Aslinda savasabilecek
bir yasta ve güçte olmasina ragmen Hz. Peygamber bu harpte sadece savas
alaninin gerisine düsen oklari toplayip amcalarina vermekle yetinmisti.
Böylece genellikle cephe gerisinde bulunmasina ragmen bu olayin O'nda
harp taktik ve teknikleri, sevk ve komuta gibi konularda tecrübeler
olusturdugu bir gerçektir. Peygamberliginden sonra dahi hatirladigi
zaman bir üye olarak katilmaktan seref ve iftihar duydugunu açikça
belirttigi Hilfü'l-Fudûl ise hemen bu savastan sonra gerçeklesmisti. Bu
vesile ile Hz. Peygamber, cemiyet meselelerini yakînen tanimis,
câhiliye toplumunda güçlünün güçsüzü nasil ezdigini, güç ve kuvvet
karsisinda zâlimlerin nasil eriyip titredigini örnekleriyle görmüstü.

Yirmibes
yasinda bizzat kendisinin idare ettigi bir ticaret kervani Hz.
Muhammed'i Hz. Hatice ile karsilastirdi ve aralarinda gerçeklesen
evlilik, Hz. Muhammed'in amcasi Ebû Tâlib'in yanindan ayrilip yeni bir
aile yuvasi kurmasini sagladi. Hz. Peygamber'in bu evlilik dolayisiyla
Hz. Hatice'den alti çocugu olmustu. Bunlardan dördü kiz olup Zeyneb,
Rukiyye, Ümmü Külsüm ve Fâtima adlarini almislardi. Bunlarin dördü de
babalarinin peygamberligine erismisler ve O'na iman ederek hicret
etmislerdir. Ogullari ise Kasim ve Abdullah adini tasiyordu. Hz.
Peygamber'in ilk oglunun adi Kasim oldugu için kendisine Ebû'l-Kâsim
künyesi verilmisti. Bazi kaynaklar bunlardan baska Hz. Peygamber'in
Tayyib ve Tâhir adinda iki oglu daha oldugunu zikrederken, diger bazi
kaynaklar bu son iki ismin Abdullah'in lâkabi oldugunu belirtmislerdir.
Hicretten sonra dogan oglu Ibrahim ise Misirli câriye Mâriye'dendir.
Hz. Peygamber'in bütün erkek çocuklari henüz küçük yaslarda vefat
etmislerdi.

Hz. Hatice ile evliliginden sonra Peygamber
Efendimiz ailenin geçimini ticaret yoluyla saglamaya çalismis, bazan
ortaklik yoluyla, bazan müstakil olarak ticaret yapmisti Hz. Muhammed,
bu ticarî muamelelerindeki dürüstlügü, dogru sözlülügü, ahde vefasi,
âdil ve âlicenâb davranislari, herkes hakkinda iyimser davranip elinden
gelen iyilik ve yardimi yapmasi, yoksulun, muhtacin elinden tutmasi,
yakinlarina ve akrabalarina karsi gösterdigi ilgi, ahlâkî olgunluk ve
rûhî üstünlükleri ile derhal temâyüz etmis, çevrede herkesin güvenip
itibar ettigi, sayip sevdigi bir kisi hâline gelmisti. Bu sebeple
Mekkeliler kendisine "el-Emîn = güvenilir kisi" lâkabini vermislerdi.

Hz.
Peygamber'in otuz bes yasinda iken meydana gelen Kâbe tâmiri olayi ve
bu olay sirasinda el-Haceru'l-Esved'in* yerine konmasi meselesinde
Mekke sülâleleri arasinda çikan ve kanli bir çatismaya dönüsme temâyülü
gösteren anlasmazligi herkesi memnun edecek bir tarzda ve âdil bir
sekilde çözmesi, O'na duyulan güveni daha da artirmisti.

Allah'in
mukaddes evi Kâbe'nin tâmiri dolayisiyla herkeste oldugu gibi Hz.
Muhammed'de de dinî duygu ve heyecanlar süphesiz harekete geçmistir. Bu
sebeple O'nda bu yillardan itibâren Rabbi ile basbasa kalma arzusu
görülür. Bir de buna toplum içinde islenen haksizliklar, zulümler,
ahlâksizliklar, din adina icrâ edilen sapiklik ve akilsizliklar
eklenecek olursa, Hz. Muhammed'in böylesi câhilî bir toplumdan
kendisini uzak tutarak yalniz, sessiz, sakin bir magarada bir süre
uzlete çekilmesinin sebebi daha iyi anlasilir. Artik otuz bes yasindan
itibâren Hz. Peygamber, belli zamanlarda özellikle Ramazan ayi boyunca
Mekke'den uzaklasiyor, uzlet yeri olarak kendisine seçtigi Hira
dagindaki bir magarada günlerini geçirerek Cenâb-i Hakk'in varligini,
birligini, kudret ve azametini, O'nun gücü karsisinda mahlûkatin aczini
ve zayifligini düsünüyor; Rab Teâlâ'nin insanlara sonsuz nimetlerini,
buna karsi insanoglunun nankörlügünü, onlarin dinî, siyasî, ictimâi,
ahlâkî vs. yönlerden içerisine düstükleri kötü durumlari hatirliyordu.
Iste bu uzlet,günleri Hz. Peygamber'i rûhi, ahlâkî bir olgunluga
***ürdügü gibi tefekkür ve istidlâl melekelerini gelistirerek aklî ve
ilmî bir yücelige de eristirdi.

Kaynak: Islam tarihi
avatar
bayart
Admin

Mesaj Sayısı : 103
Yaş : 43
Kayıt tarihi : 13/12/07

Character sheet
oyun bölümü: kural

Kullanıcı profilini gör http://bozok.forumotion.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz